Aslan ve Güvercin 'Ege Ötenen'

A+ A-
Bir yolda yürüyordum Orada elimden tutup beni büyüten dikenler vardı Güneş ısıttığı ölçüde yakıyordu da Suyuna kavuşmamış çiçekleri Mevsim sonbahardı. Bir yolda yürüyordum Kırmızılarda geçtim Kırmızılardan geçtim Şimdi kimsesizliğin yavan huzurunu çiğniyorum Ön dişlerim alçıda Artık azılı düşmanlara çıkaracak azı dişlerim yok Bazen güçsüz olduğunuzu bilmek Size en güçlü hissetiren şey olabilir Neden olmasın? En çözümsüz düğümler en ince iple atılanlardır.  İnsanın en büyük kaygısıdır kendini bulmak; kendini gerçekleştirmek. Erich Fromm bunun çok zor olduğunu düşünür, ona göre insanoğlu yeterli vakte sahip değildir ve hepi topu 60 sene. Bu hayata neden geldiğini bilmek için insana verilen bu süre, ancak kelebeğin ömrü kadardır. Kim olduğunu, ne olacağını ve ne yapmak için bu dünyaya geldiğini bilmek… İnsanı bir döngüye sokan, zaman zaman yeraltına çeken, milyonlarca yüzüyle yüzleştiren, bazen de yıllarca üstü tozlu bir sandıkta saklanan birkaç küçük soru, onu merak bile etmeyenler tarafından. Fromm’un olumsuzluğunun yanında Jung bu işe daha yumuşak bir kalple yaklaşır.Ona göre, bilinç altının bilinç ile ahenkli tangosundan  ve  her insanın içinde barındırdığı yüzleri iyisi ve kötüsü ile benimseyebilmesinden geçer kendini gerçekleştirmek.  Yani kendini olduğun gibi kabullenmekten. Birbirinden farklı yollarda yürüyoruz hepimiz, bambaşka yollarda. Bazen kesişiyor otobanlarımız, bazen birbirimizin ışığında takılıkalıyoruz, ve bazen kırmızılarda geçip gidiyoruz. Bazen geçtiğimiz köprüle çöküyor kalakalıyoruz. Yürüdükçe büyüyoruz, yürüdükçe düşüyoruz, düştükçe kalkıyoruz.Bir aslan gibi sapasağlam hissettiğimiz de oluyor, kanadı kırılmış bir güvercin gibi de. Ama bir güvercin olduğumuzu göstermek istemiyoruz, kendimize bile. Oysa güvercin olduğumuzu inkar ettikçe bir anlamı kalmıyor aslan olmanın. Korkuyoruz, kaçıyoruz bizi biz yapan ‘eksik veya kusurlu hisstiren’ yanlarımızdan. Demişler ya: ‘Bir insanı en çok korkutan şeyin kendini tamamıyla kabul etmektir.’   Oysa bu kabullenişin ardında sıcak sahil kasabası tadı var.   Şimdi bu yazıya denk gelmiş olmak içinde bir şeyleri uyandırsın isterim en azından o sahil kasabasında oturduğun bir akşamüstü sırtını okşayan lodos gibi içini ısıtsın. Doğduğun andan beri çevrendeki insanlara göre şekillenmiş o iyi kötü terazisini bir an için atıver camdan aşağıya. Hayatındaki her şeyi bir tecrübeler bütünü olarak ele al. İyi kötü diye ayırmadan. Hıçkırarak ağladığın günler, kahkahalarla güldüğün geceler, kırdığın kalpler, kırıldığın sevgiler; asla yapmam dedikten sonra yaptıkların, mutlaka yapacağım diye söz verdiğin ama yoluna çıkmayan hedefler, hırsların, arzuların, pişmanlıkların. Bunların hepsi sensin. Sen; seni sen yapan her şeysin. Yürüyorsun herkes gibi, büyüyorsun. Deniyorsun. Her zaman aslan olamazsın Ve her zaman güvercin kalamazsın. Tek bir doğru tüm yanlışları götürmez, tek bir yanlışın tüm doğrulara bedel olmayışı gibi. Bembeyaz olmana gerek yok, çünkü zaten bembeyaz değilgördüğün hiçbir karlı tepe. Hiçbir terazi göstermiyor en doğruyu. Çünkü herkesin farklı bir ışık kattığı bir dünyada mutlak bir doğru yok. Sen -nasılsan öyle-  olduğun gibi güzelsin! Kendini yargılamaktan vazgeç birkaç dakikalığına da olsa Ve lütfen unutma;   Bazen güçsüz olduğunuzu bilmek Size en güçlü hissetiren şey olabilir Neden olmasın? En çözümsüz düğümler en ince iple atılanlardır.    

Kaynakça

Fotoğraflar için;

https://pixels.com/featured/lion-and-bird-jakarin-prawatruangsri.html

https://www.paulthurlby.com/Persona

http://www.illustrationweb.com/artists/PhilipBannister/gallery/0

https://dronesrate.com/drones-photography/landscape/landscape-drone-photography-on-the-streets-rainy-day-in-the-city-black-and-white-umbrellas-people-rush/ 

18-11-2018
Konuk Blog Yazarları

Konuk Blog Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir