Anlaşılmak Neyi Temsil Eder? 'Seda Saraç'

A+ A-

İnsanlar arasında sıklıkla ‘’Kimse beni anlamıyor’’ diye yakınmalar, şikayetlenmeler duyarız. Zamanla ilgi gösterdiğimiz, sevdiğimiz veya kendimizi yakın hissettiğimiz kişiye ‘’Beni ancak sen anlarsın’’ demeye başlarız. Peki, gerçekten anlaşılmak mı istiyoruz?  Anlaşılmaktan kastettiğimiz anlaşılmanın anlamına uyuyor mu? Anlaşılmak, açıklığa kavuşmak, belli olmak, ortaya çıkmak demektir. Fakat bizim anlaşılmaktan çok daha öte aradığımız bir şeyler var.

Belki de gerçekten istediğimiz şey, bizi istediğimiz gibi görecek birini bulmaktır. Sartre'ın bir sözü var: İstediğimiz şey, olmak istediğimiz şekilde algılanmaktır. Sorun şu ki, istediğimiz niteliklere sahip değilsek, insanları sahip olduğumuz niteliklere inandırmaya gerçekten ikna etmek zor. İstediğimiz niteliklere sahip olduğumuza inanan birini arıyoruz. Tek anlayış doğrudur ve diğer tüm aksi yargılar yanlıştır. Bizi görmek istediğimiz gibi gören, bizi tanıyan kişidir. Bu kişiye ihtiyacımız olduğunu belirtmek de önemlidir. Böyle bir kişiye sahip olup olmamak arasında çok büyük bir fark var. Kendimize bir kişinin haklı olduğunu ve diğerlerinin yanlış olduğunu söyleyebiliriz fakat kendimize haklı olduğumuzu ve diğerlerinin yanlış olduğunu söyleyemeyiz. Kişiliğimizin dış onaylamaya ihtiyacı olduğu için onlar olmadan ideal bir öz imajı sürdürmek zordur.

Çoğumuz anlaşılmak için çaresiziz. Hayatlarımızda bizi gerçekten belli bir seviyeye getiren insanlarla birlikte olmak isteyerek izolasyon duygusunu yok etmeye çalışırız. Başkalarının bizi istediğimiz gibi görmesini ve görülmesini sağlamak, benlik duygumuzu doğrular. Kim olduğumuzu ve ne düşündüğümüzü anlaşılabilir kılar. Gerçekten insanlar tarafından "kazanılmış" hissetmek, derinden ve ödüllendirici bir şekilde doğrulanmış hissetmektir. Çünkü hepimiz sosyal varlıklarız ve eğer “gerçek” hissetmek istiyorsak, o zaman belirli bir dış doğrulamaya ihtiyacımız var. Çoğumuz bu ihtiyacı sorgulamak için zaman ayırmıyoruz. Bu, bize verilmiş toplumsal bir tutumdur. Ve her zaman arka planda gizlenen bilinçsiz bir korku vardır: Eğer anlaşılamazsak, hiç var olmamışız gibi hissedeceğiz.

Onay aramak kazanamayacağımız bir oyundur. Bağımlılık yapar ve sadece geçici bir zevk getirir. Bu bizi kendimize güvenmek yerine diğer insanların tepkilerine bağımlı kılar.

Çoğu zaman, arkadaşlarımız veya ailemiz mutlaka aynı fikirde olmadığımız kararlar alırlar. Bazen bu kararlar hayatımızı olumsuz yönde etkiler ve kontrol etme yeteneğimizin dışında bir duruma neden olur. Bu zamanlarda, kendinize hatırlatmak önemlidir: Kabul, onayla eşit değildir.

Onay, bir şeyin olmasına izin vermek; kabul ise olmuş veya olacak olan şeyler için tamam demektir.

İnsanları, özellikle de ailemizi, kim oldukları için kabul etmeliyiz: güçlü yönler, güvensizlikler, tuhaflıklar ve zayıflıklar. Koşulları, özellikle de kontrolümüz dışında olanları, ne oldukları için kabul etmeliyiz: berbat, rahatsız edici, veya harika.

Bir şeyleri olduğu gibi kabul etmek, onları onayladığınız anlamına gelmez.

Aslında, tam tersi, evrene teslim olma ve kontrolümüz dışındaki koşullarla barışa gelme isteğini gösterir.

Kabul, onayı temsil etmez, olgunluğu ve bilgeliği temsil eder.

Anlaşılmaktan kastımız ise başkaları tarafından kabul görmektir aslında..

 


Kaynakça

https://evolutioncounseling.com/the-need-to-be-understood/

Görsel Kaynak:

https://unsplash.com/

11-05-2021
Konuk Blog Yazarları

Konuk Blog Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

ankara psikolog