Altı Üstü Medya-1

A+ A-

Ürüne para ödemiyorsanız, ürün sizsinizdir…

The Social Dilemma

Aydınlanma döneminde ortaya atılan fikirlerin korunması için fikirlerin sistemli bir analizine dayanan bir felsefe gerekliydi. Fransız filozof Destutt de Tracy bunu gerçekleştirerek bu “fikirler ilmine” ideoloji adını verdi. İdeoloji kavram yapısı itibariyle Yunanca idea (düşünce) ve logos (bilgi) kavramlarından oluşmaktadır. Düşünceyi inceleyen bilim anlamına gelmektedir. İdeolojinin ne olduğuna neyi savunduğuna dair çok fazla fikir ortaya atılmış, aydınlanmadan günümüze kadar farklı yorumlar yapılmıştır. Kimi düşünürlere göre bir düşünce şekli bazen iktidarın elinde tuttuğu güç bazen de bizi yöneten sistem gibi farklı farklı tanımlar gördük. Bizim üstünde duracağımız ilk konu günümüz medya ideolojisi ve bu ideolojinin gerçekte neyi ifade etmeye çalıştığı.

Klasik dönem sosyologlarından Karl Marx ideolojiyi sınıfsallık açısından değerlendirir. Ekonomi temelli görüşüne göre maddi güce sahip olan sınıf entelektüel güce de sahiptir. Öyle ki Marx’ın en bilindik kavramlarından olan “yanlış bilinç” ideolojinin sebep olduğu bir durum olarak aktarılmaktadır.

Althusser, Marx’ın devlet anlayışına katılır ve devleti, iktidarı elinde tutan sınıfın, bu iktidarı sürdürmek için diğer sınıflar üzerinde uyguladığı bir baskı aracı olarak görür. Ancak Althusser devletin aygıtları konusunda iki farklı yargıda bulunur. Birisi Marx’ın da söz ettiği devletin baskı aygıtları diğeri ise Althusser’in ifadesiyle Devletin İdeolojik Aygıtları’dır. Baskı aygıtı kamuda devletin ideolojik aygıtı ise genel olarak özel alandadır.

Devleti yöneten sınıfın devlet iktidarını elinde tuttuğunu ve devletin baskı aygıtına sahip olduğunu söyleyebiliriz. DİA’nın fonksiyonu ise ideoloji üretmek ve idare edebilmektir. Kapitalist toplumda var olan sınıf ilişkilerinin de yeniden üretimini sağlar ve aynı şekilde üretim araçlarının da yeniden üretimini yürütür. Althusser’e göre Marx’ın sadece ekonomiyi temel alan yaklaşımı eksiktir. O’na göre ideoloji, psikolojik, felsefi ve sosyolojik olarak da incelenmelidir.


Devletin baskı aygıtları hukuk, mahkemeler, polis, ordu gibi kurumlar; devletin ideolojik aygıtları ise aile, eğitim, din alanlarında siyasal iktidarın onanmasını devam ettiren kurumlardır. Devletin baskı aygıtı dediğimiz kısım daha meşru bir görevle hayatımızda yer aldığı için gözle görülebilir örnekler vermek daha kolay oluyor. En bilindik olarak her devletin bir anayasası olduğunu biliyoruz. Belirli kurallar dahilinde toplum yaşamını sürdürmeye çalışıyor.  Bu anlamda suç oranlarının kontrol altına alınmak istenmesi, güvenlik ve huzurun sağlanması için bu tür kurumlara ihtiyacımız var. Ordu devleti savunmak ve herhangi bir dış müdahale için hazırda bekleyerek güç sağlamaktadır. Ayrıca iktidarın halk karşısında herhangi bir ayaklanmada yaslanabileceği bir kurumdur.

Günümüzün iletişim açısından en yaygın organı olan medya ve teknolojinin gelişmesiyle iyice hayatımıza yerleşen yeni medya ideolojileri yayma ve hâkim ideolojiyi dayatma konusunda oldukça başarılı diyebiliriz. Medyanın hâkim güç olan iktidara hizmet ettiğini veya tamamen ayrı bir organ olduğunu savunan görüşler olsa da ilk seçeneğin daha kabul edilebilir olduğu bir gerçek. İdeolojiyi bize sunan gelenek, aile, din gibi kurumlar ise bu ideolojinin kabulü için devamı sağlar ve bizi topluma hazırlar. Temelimizi oluşturan yer ailedir ve onun öğretileri bizi toplumda belli bir gruba dahil eder. Hepimizin ailesinin siyasi görüşü, hayata bakış açısı vb. farklıdır. İşte bu hâkim ideoloji bizi elinde tutmak için yakın olduğumuz taraf aracılığıyla kendi görüşlerini bize yansıtır.


Dünya görüşü olarak ideolojiye baktığımızda aslında kapitalist sistemin hayatımızı her alanda yönlendirdiğini görürüz. Alışveriş yaparken almak istediğimiz bir ürünün Google sayesinde karşımıza farklı alternatiflerle çıkması, ya da sosyal medyada gezinirken ilgimizi çekecek görsellere rastlamamız hepsi bizi tanımlayan algoritmaların daha fazla tüketmemiz için oynadığı bir oyun. Psikolojik olarak insanların güdülerini harekete geçirmek için planlanan bu pazarlama teknikleri daha fazla kâr sağlamak amacıyla sınırları hep daha fazla zorluyor. Reklamların alt metinlerinde uygulanan satın almayı tetikleme ya da ürünle sahip olunabileceklerin gerçekdışı olsa bile ihtimalini düşünmek hepsi bizim irademiz dahilinde olduğunu gösteren ama bizi yönlendiren ideolojilerin çıkarları.

Diğer taraftan bilinçlenmek adı altında bize sunulan çeşitli medya organlarından edindiğimiz bilgiler toplumsallaşmayı ve düşünce alışverişini sağlıyor. İlk etapta gazeteler, telgraflar, radyolar ve dönüşümün temeli televizyon ve bilgisayarlar… hepsinin bir şekilde hayatımızı kolaylaştırdığı aşikâr olmakla birlikte yayılan bilginin doğruluğu ve gerçekliği bugün en çok sorgulanmaya başlanan konu. Bize gösterilen haberler ne kadar objektif? İktidarın görmemizi istediği yönden bir algı oluşturması mümkün değil mi? Sosyal medyanın da hayatımıza girmesiyle tabiri caizse her kafadan bir ses duyuyoruz. Bazen bilinmeyen gözden kaçan önemli konular olsa da bazen de manipüle edildiğimiz bizi belli bir ayrışım içine sokmak isteyen gruplar ön plana çıkıyor. Kimin hangi amaçla bize hangi bilgileri sunduğu daha zor ayırt edilebiliyor artık.



Bir de şöyle bakalım; bugün devletin bize sunduğu birçok sosyalleşme alanı, tesisler, kültür sanat hizmetleri var. Sosyal devlet adı altında sunulan bu hizmetlerden bir kazanç elde etmek çoğu zaman için zor oluyor. Peki gerçekten böyle mi? Bir şeye para ödemiyorsak ona bizden geçen herhangi bir kâr payı da yok mudur? Devletin bu opsiyonu genelde kulaktan kulağa yayılan pazarlama ilkesiyle hareket eder. Paranızı almaz fakat fikrinize sahip olur. Sizin fikriniz onun reklam geliridir. Gelecek turistin garantisidir. İşte bu yüzden her yıl yayınlanan kültür sanat tanıtım videolarında da gerçekliği yansıtmayan hâkim ideolojiye yönelik gösterimler bulunuyor. Çünkü görmemizi istedikleri küresel arenada beklenen şey tam olarak bu. Bu gerçekliğin artık sahte olduğunun farkında olan toplum da iktidarı sorgulamaya ve bir şekilde bununla mücadele etmeye devam ediyor.

The Social Dilemma adlı belgeselde, kurulan bu sistemin nasıl masum ve hizmet amaçlı başladığı fakat daha sonra artan kar olgusuyla insanların gizlilik ihlallerine kadar giden bir sömürüyü izliyoruz. Başta herkes masumdu, sonra bir şeyler rayından çıktı ve bumm… gelinen noktada artık sorgulanan bir gerçeklik anlayışı, demokrasinin ve iktidarın eski gücünün elinde bulunmaması ve peşinden gelen kaos. Dünyayı bilgi çağı içinde yanlış bilginin yol açtığı cahillik batıracak. Aydınlanmadan itibaren geliştiğini varsaydığımız dünya insanlar yüzünden kaynaklarının tükendiği ve bilinçsizce yok edilen bir topluma dönüşmüş durumda. Çözüm yine toplum tabi ki. Toplum kendini onarmalı, bencilliği bir kenara bırakıp birlikte hareket etmeyi öğrenebilirsek daha güzel bir geleceğin bizi beklediğinden bahsedebiliriz.

Bahsettiğim ideoloji kavramı ve devletin ideolojik aygıtları kuramı, bizlere dayatılan fikirlerin medya aracılığıyla nasıl da kolay ve bizim irademiz dışında alt metin olarak normalleştiriliyor bunu inceledik. Diğer yazımda bu durumun iktidar merkezli nasıl hayatımızda olduğunu Foucault, Gramsci gibi düşünürlerin fikirleriyle tartışmaya çalışacağım. Şimdilik hoşça ve düşünmenin özgürlüğüyle kalın. Tabi gerçekten özgürsek… 

 


Kaynakça

http://www.objektifa.com/haber/10997/muhakeme-yoksunlugu-politik-tarafliliktan-beter.html

https://pixabay.com/tr/illustrations/sosyal-medya-etkile%c5%9fim-kad%c4%b1n-soyut-1233873/

http://sssjournal.com/Makaleler/516530439_54_4-22.ID871.%20K%c4%b1z%c4%b1l%c3%a7elik_4229-4240.pdf#:~:text=Mills'e%20g%C3%B6re%2C%20iktidar%20se%C3%A7kinler,kapitalist%20Amerikan%20toplumunun%20en%20%C3%BCst

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/177764

https://www.sivilsayfalar.org/2020/04/23/ekonomik-kriz-medya-sektorunu-de-vuracak/

https://blog.fikirmod.com.tr/2019/09/dijital-medya-geleneksel-medyanin-yerini-mi-aliyor/

10-09-2021
Yasemin Keleş

Yasemin Keleş

Sosyolog

Lisans eğitimimi Balıkesir Üniversitesi’nde tamamladım. Yeni yerler ve yeni bilgiler keşfetmeyi çok seviyorum. Filozof Immanuel Kant’ın da dediği gibi “Sapere Aude!” yani bilmeye cesaret et…

yaseminkls97@gmail.com

ankara psikolog