Abone Olmayı Unutmayın!

A+ A-

“Popüler kültür bize hızlı olmayı öğretiyor. İyi olan değil, hızlı olan kazansın; hızlı koşan, hızlı ihanet eden, hızlı ayak uyduran.”

İbrahim Tenekeci

Sanayi Devriminden beri süregelen toplumun dönüşümü ve kültür kavramının farklılaşması bugün en çok medyanın bize yansıttıklarıyla çıkıyor karşımıza. Öyle ki artık kendini kanıtlamak isteyen bireyler ya da belli bir tecrübeye ulaşmış çağa ayak uydurmak isteyen meslek sahipleri medyanın getirileriyle birlikte dijitale içerik üreterek var oluşlarını bir sonraki evreye taşıma girişimindeler. Hatta buna emeklilik hayatının yeni boyutu olarak bile bakabiliriz. Bunun için o kadar fazla uygulama var ki artık herkes içerik üretme imkanına sahip. Bunun bir getirisi olarak “ünlü olmak” kavramı çıkıyor karşımıza. Ünlülük, tanınmış olmak, bugün çok fazla gördüğümüz bloggerlık gibi asıl amacı toplumun örnek aldığı insan olmak, topluma kendi bilgi ve deneyimlerini aktarmak olan kavramlar geçen zamanla birlikte dönüşüme uğramış durumda. Gözetim toplumunda yaşadığımız için de tabi ki ünlülük, medya vb. olgular da birilerinin yönlendirmesiyle devamlılık sağlıyor.

Gelişmiş ülkeler baz alındığında kitle iletişim araçlarının hep bu ülkelerce denetim altına alınmak istendiğini görüyoruz. Çünkü kitle iletişim araçları geleneksel kültürde değişime neden olmakta ve bu değişim popüler kültürü doğurarak toplum istenilen doğrultuda etki altına alınmaktadır. Öyle ki halk belli bir dayatılamaya tabii fakat bunu önemsemiyor ve verdiği kararlar kendi hür iradesiyle verilmiş gibi davranıyor. Gramsci’nin rızaya dayalı hegemonyası kuramının anlatmak istediği budur. 


En yaygın popüler kültür aracı televizyonlar değil mi? İlk onunla tanıdık medyayı, dizi sektörünü, reklamları. Bu teknolojinin hayatımıza girmesiyle toplumlar arası etkileşim arttı ve artık bir ülkenin popüler kültüre sunduğu ürün eş zamanlı olarak diğer ülkelerde de sunuluyor. Medyada karşımıza çıkan haberler genelde insanların mahremiyetleri, cinsellik, para gibi konular olunca dikkat çeker çünkü toplumda tabu olan bu olgular merak edilir ve statü atlama imkânı insanları cezbeder. Çünkü tüketmeye alıştırılan bir toplumuz, tükettiğimiz kadar varız ve bizi biz yapan popüler kültürün sunduğu ürünleri alıyor olabilmek, o haz duygusu. Ünlülerin yaşadıkları evler, giydiği kıyafetler hep bu duruma hizmet ediyor. Peki popüler kültür ne mi?

Günümüzün en önemli kavramlarından biri hız biliyorsunuz. Artık dünya yarış halinde ve tıpkı bir doğal seçilim gibi adapte olan hayata devam ediyor. Bu kültürel değişimin her zaman için iki kolu vardır diyebiliyoruz. Kitle kültürü ve en çok bizi içine çeken popüler kültür. Kitle kültürünü dayatılan ve tek bir zümrenin kurallarından oluşan kültür çeşidi olarak tanımlamak yanlış olmaz sanırım. Bizim bugün üzerine konuşacağımız asıl alan ise popüler kültür. Popüler kültürün sürekli değişmesi en bilindik olan şeydir. Sürekli değişir çünkü toplum kendisine dönemsel olarak yeni idoller belirler. Buna birçok örnek verebiliriz; müzik grupları, oyuncular, televizyon dünyasına ait Show programları ve bu vasıtayla halkın ilgisini kazanan bireyler vb. Bu saydıklarım günlük hayatımızda aşina olduğumuz durumlar olduğu için kötü bir etkisinin olmadığını düşünürüz hep, fakat popüler kültürün asıl amacı toplumu uyuşturarak işlevsizleştirmek ve düşünmesini, verimli bir şekilde üretim yapmasını engellemektir.


Popüler kültürün bizi kontrol altına almak için en çok eğlence ve haz duygusuyla harekete geçtiğini söyleyebiliriz. Çünkü protestolar karşı çıkışları bastırmanın en etkili yolu toplumu bu duygularla etki altına almaktır. İsterseniz bir de şöyle bakalım: Üniversitede öğrenim gören bir öğrencisiniz ve ailevi baskıların, okuldaki ders yoğunluklarının üst üste geldiği bir dönem, aslında yapmanız gereken şey okulunuzda başarılı olmak, emek verdiğiniz bir eğitimin sonunda meslek sahibi olmak. Bunun için makaleler okuyor, araştırmalar yapıp, projeler üzerinde çalışıyorsunuz. Gördüğünüz gibi olması gereken düzen bu aslında. Tabi bunları yaparken kafanızdaki yorgunluğu atmak da en doğal hakkınız. İşte popüler kültür tam da burada devreye giriyor. Siz bu vakti yeni bir spor branşı öğrenerek ya da sanatsal açıdan size güzel şeyler katabilecek yollara başvuracakken -ki halk kültürü bunu öğütler- onun yerine sosyal medyada zaman öldürüyor, magazin haberleri ilginizi çektiği için o sayfalara yöneliyor ya da televizyonun sunmuş olduğu çeşitli Show programlarıyla uykuda birkaç saat geçiriyorsunuz. Sonuç ne peki? Hayatınızdan çalınmış saatler.

Halk kültürünü oluşturan şey ise öğrenme kaygısıydı. Sanat gerçek anlamını bu kültür içinde buldu. Nitelikli toplumu oluşturan bireyler kendilerine katkı sağlayan alanlara yönelir çünkü öğrendikçe gelişir ve bu gelişim ülkesini geliştirmek adına onlara güç verir. Bugün ve geçmişte popüler kültür yoluyla uyuşturulan toplum arzularını eleştirilerini bu kültür yoluyla törpülüyor.


L. Coser’ın araştırmalarında gördüğümüz ülkemizde de Mübeccel Kıray’ın araştırmalarına konu olan emniyet supabı tam da popüler kültürü kapsayan bir kavram diyebiliriz. Çünkü Coser ‘a göre emniyet supabı kurumları, yapıda birtakım yeni düzenlemeler yapacak ve temel çözümler sunacak mekanizmalardan çok gerilimin boşalmasını sağlayan geçici çözümler sunacak mekanizmalar olarak oluşturulmuşlardır. (Eğlenceye yönlendirme, vaktini haz duyduğun alışkanlıklarla geçirmek bunun bir örneği.) Bu nedenle de çözüm için gerekli olan, ilişkilerin değişen koşullara uygun olarak düzenlenmesini de engellerler. Neticede “emniyet supabı” kurumları, tam bir çözüm sunmak yerine kısmi bir rahatlama sağlarlar.

Amacının toplumu uyuşturmak olduğunu anladığımız popüler kültürün ön ayağı medya, satma temelli çalıştığı için Adorno’un şu yorumunu eklemek de yerinde olacaktır; ona göre kültür endüstrisi daha çok tüketimi ve azami kar peşinde olduğu için zekâ ve duygu düzeyi olarak herkese ulaşabilmek amacıyla en düşük ortak paydayı hedefler. Yani ne kadar çok alt sınıfa mensup bireye ulaşılırsa temelden bir etki altına alma söz konusudur diyebiliriz. Adorno’a göre kültür endüstrisi kişileri önemli ve özel olduklarına ikna etmeye çalışmakta kişiler bu önemi tüketerek kazanmakta ancak aslında sadece sistemin devamını sağlayan parçalar olmaktan ileri gidememektedirler. Bu bağlamda bireysellik denetlenen bir boyuttur çünkü içten içe bireyin varlığına karşı çıkılarak bireye nesne olduklarını hissettirirler.

Çoğu insanın geçimini sağlamaya başladığı medyanın bu mecrası aslında ne kadar çok tüketiliyor olsa da verimsizleşen zamanlar, niteliksizleşen meslek grupları ve yetişen öğrenme güdüsü azalan bireyler… Toplumun her katmanında aynı soruları sormakta fayda var: İzlediğin sana ne öğretti?


Kaynakça

https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/meyvelerin-resmini-ceken-kisi-fotografi-3060516/

https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/canak-icinde-canak-fotografi-ceken-kisi-3296547/

https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/bir-grup-insan-stadyumda-ellerini-kaldiriyor-976866/

https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/sonbahar-gununde-yazit-ile-duvara-yakin-sokakta-bankta-yatan-taninmaz-halde-sik-kadin-5742722/

https://cdn-acikogretim.istanbul.edu.tr/auzefcontent/20_21_guz/sosyolojiye_giris_1/12/index.html#:~:text=Kitle%20k%C3%BClt%C3%BCr%C3%BC%2C%20devasa%20bir%20k%C3%BClt%C3%BCr,de%C4%9Ferlerin%20yeniden%20%C3%BCretimi'ni%20hedefler.

https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/388288

http://nek.istanbul.edu.tr:4444/ekos/TEZ/41788.pdf

https://www.felsefe.gen.tr/catismanin-grup-koruyucu-islevleri-ve-emniyet-supabi-kurumlarinin-onemi/

10-02-2021
Yasemin Keleş

Yasemin Keleş

Sosyolog

Lisans eğitimimi Balıkesir Üniversitesi’nde tamamladım. Yeni yerler ve yeni bilgiler keşfetmeyi çok seviyorum. Filozof Immanuel Kant’ın da dediği gibi “Sapere Aude!” yani bilmeye cesaret et…

yaseminkls97@gmail.com

ankara psikolog