21. Yüzyılda Çocuk Olmak 'Serenay Nur Arun'

A+ A-

Sizce nedir çocuk olmak? Özellikle çocukluk dönemi bireylerin en fazla ebeveyne ihtiyaç duyduğu dönemdir. Çünkü çocuk gözünü dünyaya açtığında dünyayı tanımaya başladığında ilk gördüğü kişiler ebeveynleridir. Çocuk için anne baba her şeyidir ve dünya onların etrafında döner. Geleneksel toplumlarda çoğunlukla aile görüntüsü şudur: Baba işe gider, anne ev işleriyle ve çocuklarla ilgilenir. Bizden bir önceki nesilde annelerimiz bu durumlardan o kadar çok sıkıntı çekmiş ki kendi mesleklerine sahip olamadıkları ayaklarının üzerinde duramadıkları için sürekli çocuklarını okumaları, meslek sahibi olmaları için onları yüreklendirmiş ve onları teşvik etmiştir. Yeni nesil olarak hep ‘bir altın bileziğin olsun’, ‘oku kimsenin eline bakma’ gibi cümlelerle büyüdük. Aslında her şey birbiriyle bağlantılı olarak gelişti ülkemizde. Öncelikle birçok sebebe bağlı olarak işsizlik ülkemizde hızla artmaya başladı. Daha sonra gençlerin işsiz değil henüz öğrenci gözükebilmesi için birçok üniversite açıldı. Her şehre Üniversite projesiyle ülkemizin en az gelişmiş şehirlerine bile üniversiteler kuruldu. Hiç ihtiyaç olmayan bölümler açıldı. Herkes annelerinin onları büyütürken onlardan istediklerini üniversite kazanmanın kolaylığına, şehirlerinde okumanın rahatlığına dayanarak yerine getirmeye hazırdı. Artık herkes üniversiteye gidecekti. Herkesin bir mesleği olacaktı. Tüm kadınlar ayakları yere sağlam basan güçlü kadınlar olacaktı. Kimsenin eline bakmayacaklardı. Bireyler sonuçta bu şekilde yetiştiler ve herkes aynı bilinçteydi.

Bunun yanında değişen ve globelleşen dünya sosyal medyanın da etkisiyle birlikte insanları hep tekrar eden bir özentiliğe sürükledi. Evlenirken, yemek yerken, tatile giderken her anını paylaşan insanlar düğünlerini hep sosyal medyada gördükleri şekilde hiçbir şeyden eksik kalmadan yapmak istediler ve birçok borca girdiler. Bu borçları ödemek için elinde mesleği olan herkes iyi ya da kötü ağır şartlara sahip özel şirketlerde uzun çalışma saatleriyle işe başladılar. Peki bu insanların çocuklarına ne oldu?

Çocuklar evde hep anneanne veya babaanne ile birlikte biraz daha büyüdüklerinde ise kreşlerde büyüyorlar. Çocuklar sosyalleşiyor fakat sosyalleşirken anne sevgisinden evlerinin sıcaklığından hep uzak kalıyorlar. Kendilerini yalnız hissediyorlar. Ya da anneanne veya babaanne ile büyüdükleri için çok başlı büyüyorlar ve bu durum onların kişilik ve karakteristik özelliklerini olumsuz yönde etkileyebiliyor. Annenin hayır dediğine onlar evet diyebiliyor. Çocuk gündüz farklı akşam çok daha farklı bir eğitim aldığı için kafası son derece karışıyor. Ekonomik sorunlardan dolayı çalışmak durumunda kalan ebeveynlerin ise aklı hep çocuklarında kalıyor. Onlarda çocuklarına doyamadan işe dönmek durumunda kaldıkları için içlerinde bir boşluk duygusu oluşuyor ve vicdani bir rahatsızlık içine giriyorlar. 

Özellikle anne ve bebek arasındaki güvenli bağlanma sürecinde bu gibi bir ayrılık durumu yaşanırsa çocuk kendini daha güvensiz, daha tedirgin hissediyor. Anneyle büyüyen çocuğun her zaman daha mutlu olduğu gözlemlenmiştir. Ebeveynlerde bu tedirginlikler neticesinde akşam işten geldiklerinde bütün günün yorgunluğuyla çocukla daha verimsiz zaman geçirebiliyorlar. Tabi ki bütün bunların yanında insanlar zaten zor sahip oldukları kariyerlerini ve işlerini bırakmak istemiyorlar. Bu süreçlerde ebeveynler genelde vicdanlarıyla akılları arasında bir muhasebeye giriyorlar. Dünyanın yeni haliyle geldiğimiz bu hal birçok toplumda genel olarak bu görüntüyü çizdi. İnsanlar sürekli birbirleriyle bir yarış haline geldikleri için ödeyemeyecekleri borçların altına girdiler ve ömür boyu çalışmak durumunda kaldılar. Bu durumda tabi ki sosyal medyanın etkisi de gerçekten azımsanmayacak kadar büyük. Artık her şeye ulaşmak daha kolay ve insanların nasıl yaşadığını hepimiz daha rahat görüyoruz ve toplumda sürekli daha yukarısına ulaşmak isteği var. Bu durumda çocuklarımızdan feragat etmemize sebep oluyor. Kadınların çalışması, ayaklarının üzerinde durması mükemmel bir şey elbette ama bunu yaparken illa çocuklardan feragat etmek zorunda mıyız? Bunun başka bir çözümü yok mu? Bunları düşünmeden anne olmaya karar veren yoktur herhalde. Ne yazık ki insanların beynini bu düşünceler yer bitirirken sosyal düzenlemeler nasıl olmalı?

En azından özel - kamu gözetmeksizin bütün işyerlerinde daha esnek çalışma saatleri olabilir.Kurumların içindeki kreşler artırılabilir. Sadece kamu kurumlarında değil özel kurumların içinde de en azından bir oda çocuklara göre düzenlenip başlarına bir öğretmen konulabilir ve anneler öğle aralarında çocuklarını görebilir. En azından anne de çocukta birbirlerine daha yakın olmanın verdiği rahatlıkla hayata karşı daha verimli olabilir. Çocuklar kendini güvende hissederken annelerde daha rahat bir psikolojide oldukları için işlerini daha mutlu yapabilir. Bunlar belki çok ileri dönemlerde anca yapılacaklar faaliyetler olarak görünse de en azından çalışan annelere kreş desteği verilebilir.

Özellikle 0 - 6 yaş döneminde çocukların psikolojisinde yaptığımız ve çevreden gördüğü her davranış farklı etkilere yol açabilir. Eğer çocuğu yetiştirenler uyum içinde olmazlarsa çocuk bundan gerçekten çok etkilenebilir ve olumsuz sonuçlar ortaya çıkabilir. Kreş gerçekten çocuklar için muntazam bir ortamdır elbette olumlu yönleri saymakla bitmez çocuğun sosyal bir birey olması için büyük bir şanstır ama en azından annesiyle geçirmesi gereken dönemde annesinden uzak kalmaması çocuğun sevgiye açlığının önüne geçecektir. Çocuklarımıza sağlıklı bir yaşam sunmak için anne çocuk bağını arttırmalı, çocukları bu yalnızlıktan en azından biraz olsun kurtarmak için harekete geçmeliyiz. Çünkü çocuk bir toplumun geleceğidir.

 


Kaynakça

https://www.pexels.com/tr-tr/fotograf/kadin-dizustu-bilgisayar-sevimli-bag-4474035/

05-03-2021
Konuk Blog Yazarları

Konuk Blog Yazarları

info@medyacuvali.com

www.medyacuvali.com

Konuklardan Diğer Yazılar

Bu yazılar da ilginizi çekebilir

ankara psikolog